Son Dakika Haberler

İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir? İbn-i Sina’nın bilime katkıları

İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir? İbn-i Sina’nın bilime katkıları
Okunma : 1 Yorum

Çocukluk ve Gençlik Devresi Büyük Türk filozofu ve alimi İbn-i Sina, Bati dünyasında Latinler nezdinde “Avicenna” ismiyle tanınmıştır. Peki… İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir? İbn-i Sina’nın bilime katkıları

İBN-İ SİNA’NIN HAYATI 

Bilindiği üzere, Türklerin İslamiyeti kabul edip, Müslüman oluşlarından sonra yetişen Türk İslam filozofları eserlerini o zamanın ilim ve felsefe lisanı olan Arapça ile yazmışlardır. Nitekim çeşitli milletlere mensup Orta Çağ Hristiyan ilim adamları ve hatta daha sonra gelen bazı Batı filozofları dahi eserlerini o zamanın ilim ve felsefe lisanı sayılan Latince ile yazmışlardır. İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir?

Bu bakımdan Türk-İslam filozoflarını eserlerin Arapça olarak yazdılar diye yadırgamamak gerekir. Tabii ki Türkler Müslüman olduktan sonra, diğer milletler gibi, İslam’ın da tavsiyesine uygun olmak kaydıyla (Arapça) Müslüman isimleri de almışlardı. Bu İslami geleneğin ışığında İbn-i Sina’nın tam ismini, şeceresini ( soy ağacını) kaynaklar şu şekilde tespit etmişlerdir: Ebu Ali el- Hüseyin bin Abdullah İbn-i Sina Oldukça uzun bir isim. Buradaki Hüseyin İbn-i Sina’nın kendi ismi, Abdullah babasının, Ali’de dedesinin adıdır. İbn-i Sina’ya ayrıca eş Şeyhu’r-Reis ünvanı verilmiştir. İbn-i Sina dokuz on yaşlarına geldiği zaman edebiyatı hemen hemen bütünüyle öğrenmiş.

Kur’an-ı Kerim’i ezberlemiş yani Hafız-ı Kur’ ân olmuştur. Onun bu hali de her türlü takdirin üstündedir. Kendisi, tıp ilmine yönelişini şöyle anlatıyor: Sonra tıp ilmine rağbet ettim, bu konuda yazılmış olan kitapları okudum. Şüphe yok ki tıp ilmi zor ilimlerden değildir. Kısa zamanda bu konuda sivrilmiştim.

İBN-İ SİNA’NIN DİĞER DOKTORLARI ETKİLEMESİ

O derecede ki, tip üstatları, büyük tıp adamları benden tıp ilmi okumaya başladılar. Bir yandan bunlara ders veriyor. Bir taraftan da hastaları üzerime ahyor bunları tedavi ediyordum. Bu sıralarda kazandığım pek çok tecrübelerimle birçok ilaçların bulunmasına ve tespitine muvaffak oldum. Böylelikle tedavi yolları ve metotları tarif edilemez biçimde bana açılıyordu. Bununla beraber ben fıkıh derslerine de gidip geliyor ve fıkhı konularda münazara (bir tartışma sanatı) yapıyordum. Bu esnada ben on altı yaşlarında bir çocuktum.

İbn-i Sina: ” Her ne zaman bir meselede şaşırır ve kıyasta orta terimi bulamazsam, hemen camiye gider namaz kılar ve her şeyi Güzel Yaratan Yüce Allah’a dua eder, yalvarır, yakarırdım. Bununla Allah’ın bana kapalı ve karanlık görünen şeyleri aydınlatacağına, zor gelenleri de kolaylaştıracağına inanırdım” diyor. İbn-i Sina güçlükte karşılaştığı her zaman camiye gittiğine göre, Yüce Allah onun duasını kabul ediyor, zorunu kolay; karanlığını aydınlık ediyordu.

Demek ki İbn-i Sina ideal bir Müslüman çocuğu gibi, on on beş yaşlarındayken, birçok ilim dalında olduğu gibi tevekkülün de (Allah’a sığınmak) şuuruna varmıştı. Buradan Ibn-i Sina’nın “İmanınız varsa Allah’a tevekkül ediniz.” (Maide 23).

“Bir kimse Allah’a tevekkül ederse, Allah ona kâfidir” (Al-i İmran 159) gibi Kur’an ayetlerini ve Sevgili Peygamberimizin “Her kim Allah’a sığınırsa Allah onun her işine yetişir” mealindeki sözlerini (hadis) daima uyguladığı anlaşılıyor. Bunun için de, önce onun çok çalıştığını, ancak zorlandığı zamanlarda Allah’a sığınıp tevekkül ettiğini görüyoruz. Hz. Peygamber’in “her kim Allah’a sığınırsa Allah onun her işine yetişir” sözündeki vaad ve müjde gereği Allah’ın İbn-i Sina’nın da imdadına yetiştiği  böylece İbn-i Sina için bütün karanlıkların aydınlık, bütün zorların kolaylık haline geliverdiği görülmektedir.

TIP (HEKİMLİK)

İbn-i Sina’nın tıpta en mühim eseri “Kitabü’l- Kanun Fi’t Tibb” dir. İbn-i Sina’nın bu kitabı eski asırlarda tıbbi konulardan bahseden kitaplar arasında en genişi ve en şümullüsüdur: Uzuvların vazifelerini, hastalıkları araştıran ilmi (İlmü’l emraz), sağlığın nasıl korunacağını, hastalıkların niteliğine göre tedavi ve ilaç kullanma yöntemlerini, sonra ilacın özelliği ve terkibini tetkik eder, inceler. Hiç şüphe yoktur ki Íbn-i Sina’nın tıbbi görüşler; tıp dünyasında asırlarca çok kıymeti faal bir rol oynamış, insanlığa çok uzun seneler büyük hizmetler sunmuş, tıp alanında çok değerli, orijinal araştırmalarla, öncü fikirler getirmiştir.

İBN-İ SİNA CİLT HASTALIKLARI İLE UĞRAŞMIŞ

Bu araştırmaları neticesinde onulmaz, çaresiz bazı hastalıklara faydalı ilaçlar bulmuştur. Bu suretle amansız bir takım hastalıkları tedavi edilir hale getirmiştir. İbn-i Sina “Kitabü’l -Kanun” adlı eserinde zatüre ile zatülcenbi birbirinden ayırt etmiştir. Ayrıca akciğer vereminin bulaşıcı olduğuna işaret etmiştir. Mide (bağırsak sistemi) hastalıklarının su ve toprak vasıtasıyla yayılma keyfiyetine temas etmiştir. İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir?

Cilt hastalıklarıyla uğraşmış ve bu hastalıkların tedavi şekillerini (hastalara) en ince noktasına varıncaya kadar açıklamıştır. Bağırsak solucanını, menenjiti, göğüsteki muhtelif iltihapları ve karaciğer apsesini biliyordu. Sarılık hastalığının ilacını ve tedavi şekillerini bulmuştu. Kalbi tedavi eden, iyileştiren ilaçlardan bahsetti. Sinir hastalıkları ve aşk marazını dile getirdi. Bunların dışında insana musallat olan bir takım üzüntü elem ve hastalıklardan da bahsetti.

İBN-İ SİNA İLACI NASIL KULLANIRDI

 İbn-i Sina ilaç kullanma işini bedenin tabiatına, yapısına göre ayarlardı. Bunun manası şu idi: Vücut gelişme ve korunma kuvvetine sahipse, basit bazı ilaçları kullanmak suretiyle yakalandığı hastalıktan kurtulabilir. Ama eğer vücut zayıf düşer, gelişme ve mukavemetini kaybederse, bundan sonra artık ilaç da fayda etmez. Böylece İbn-i Sina biliyordu ki, sevinçten, üzüntüden, korkudan ızdıraptan kaynaklanan ruh halleri hastalığın seyrine tesir ediyordu. İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir?

İbn-i Sina ruh tababetini (hekimliğini) de çok iyi biliyordu. Esasında İbn-i Sina’ yı tıp tarihinde, tıp sahasında meşhur eden yönü, psikiyatri yani ruh hastalıklarına olan ilgisidir. Ruh hastalıklarını tedavide gösterdiği üstün kabiliyettir. Bugün deşarj- boşaltma tedavisi denen tedavi şeklini ilk tatbik edenin İbn-i Sina olduğu görülmektedir.

ibni sina 1

İBN-İ SİNA’NIN RUH HEKİMLİĞİ

Nitekim, İbn-i Sina, Horasan veya Cürcan’a geldiği zaman hükümdarın yeğeni hastalanıyor. Hastalık amansız, korkulu. Saray hekimleri bu hastalığın teşhis ve tedavisinde çaresiz kalıyorlar. Bu sebepten ötürü son ümit olarak, İbn-i Sina her yerde aranmaktadır.

Nihayet bulunuyor. Sararıp solmuş, gücünü kuvvetini kaybetmiş, bünyesi zayıflamış ve yatağa düşmüş bu gencin (ilaçla ) tedavisi için “İbn-i Sina’yı davet ediyorlar. İbn-i Sina geliyor ve daha gence elini sürmeden O’nun hasta olmadığını fakat aşık olduğunu kara sevdaya yakalandığını fark ediyor sonra” İbn-i Sina hastanın nabzını tutuyor ve “bana Cürcan havalisini tanıyan bir adam getirin” diyor. Getiriyorlar. Ibn-i Sina adamdan komşu şehirlerin isimlerini saymasını istiyor. Bir şehrin ismini duyunca hastanın nabzı hızlanıyor, yüreği hopluyor. İbn-i Sina bu defa, adama mahallelerin ismini saymasını istiyor. Bir mahallenin ismini duyunca hastanın nabzı yine hızlanıyor. İbn-i Sina bu defa, adama sokakların adını say diyor.

Adam bir sokağın adını söylediği zaman hastanın nabzı tekrar yükseliyor. Bundan sonra İbn-i Sina “Bu sokaktaki bütün ev isimlerini bilen birisini getirin diyor. Getiriyorlar. Adam isimleri birer birer saymaya başlıyor. Bir evi söyleyince hastanın nabzı yine süratleniyor. İbn-i Sina “Şimdi bana bu evdekilerin isimlerini bilen birini getirin” diyor. Getiriyorlar.

Birer birer evdekilerin isimleri sayılıyordu. Bir isme gelince hastanın nabzı değişti ve aynı hareketi yaptı. İşte o zaman Ibn-i Sina “Bu mesele halledildi” dedi ve hükümdarın mutemetlerine dönerek, “Bu genç filan isimli kıza aşıktır. İlacı çaresi o kızın visalı (kavuşmaları), devası da o kızı görmesidir.” dedi. Asik delikanlı Ibn-i Sina’nın söylediklerini işitince utandı ve başını yorganın içine çekti. Mesele aynen İbn-i Sina söylediği ve teşhis ettiği gibi idi.

BİR AŞIK MAŞUK HİKAYESİYDİ

Büyük tabip İbn-i Sina delikanlıyı (deşarj) boşaltma tedavisine almış ve muvaffak olmuştu. İbn-i Sina’yı Cürcan hükümdarına götürüyorlar. Hükümdar onun ilmine hürmet gösteriyor ve “ey en yüce ve ekmel filozof” bu tedavinin sırrını bana söyle diyor. Ibn-i Sina da “aşık ile maşukun bir araya gelmesidir” diye cevap veriyor.

Neticede Allah’ın emri Hz. Peygamber’in kavli ile kız isteniyor, hemencecik nikahları kıyılıyor ve bir araya geliyorlar. İbn-i Sina’ nın hastanın başına gelen ruhi halleri, teessürleri, değişmeleri hakkıyla tıp ilmine ilk getiren kimse olduğu görülmektedir. İbn-i Sina’ nın ruh hastalıklarının teşhis ve tedavisinde, asrının çok ilerisinde idi. Batıda deliler ruh hastası olarak kabul edilmezdi. Çünkü Bati deliyi, içine şeytan girmiş, şeytana karışmış olarak mütala etmiştir. Şeytana karışmış oldukları için onları ateşe atarak, diri diri yakarak güya tedavi ediyorlardı. Íbn-i Sina ise, delilere normal hasta muamelesi göstermiş, onları ruh hastası olarak tedavi etmiştir. Hatta İbn-i Sina, ruh hastalarını “ruhun gıdası, ilacı” denilen müzikle de tedavi etmeyi tecrübe etmiş ve bundan müsbet sonuçlar almıştır. Müzikle onların ruhi gerginliklerini gidererek onları sağlıklarına kavuşturmuştur. Hatta günümüzün psikanalitik tedavi yöntemlerini de uygulamıştır.

2 4

İBN-İ SİNA VE BATILI DOKTORLARIN RUH İLMİNE BAKIŞI

Aynı asırda yaşamış olan Türk-İslâm tabibi İbn-i Sina ile Batılı doktorların delilere bakışı ve yaklaşımı ne kadar farklı ve düşündürücü değil mi? Birisi deliye biricik evladı gibi muamele ediyor, onu kurtarmak için kendini helak ediyor; Batı ise o zavallıyı biricik düşman ilan etmiş, o zavallıyı, garibi, içindeki şeytanı çıkartmak için dağlamış, dövmüş, zindana koymuş ve cayır cayır yakmıştır. Cehalet ve taassup insanları bu hale getirir. İşte günümüzde pek çoğumuzun imrendiği Batı, ruh hastalarını böyle tedavi ediyordu. Çünkü kendi içindeki şeytanı görmüyordu.

Şimdi İbn-i Sina’nın akıl hastalıklarını nasıl tedavi ettiği konusunda oldukça enteresan görünen bir misal vermek istiyoruz: Kendini sığır zanneden bir akıl hastası, kasap kasap dolaşarak kesilmesini ve etinin dağıtılmasını istermiş. Fakat kasapların bunu kabul etmemesine de çok üzülürmüş. Pek çok hekimin tedavisi fayda vermeyince. İbn-i Sina’ya gidilerek hastanın durumu anlatılır. İbn-i Sina ertesi gün, belinde kasap önlüğü, elinde bir bıçak satır ve asmaya yarayacak çengellerle tam takım olarak eve gelir. “Kesilecek bir sığır varmış. Getirin boğazlayayım” der.

Bu sözü duyan hasta, en büyük müjdeyi almışçasına hemen atılır ve o sığırın kendisi olduğunu söyler. İbn-i Sina, hastayı yana yatırır, ayakların bağlar. Kesmezden önce hastanın karnını, sırtını. baldırını yoklar. Yüzünü ekşiterek “Semiz sığırdır diye beni çağırmıştınız. Bu hayvan çok zayıf, eti yok. Kestirmek istiyorsanız, önce onu çok kuvvetli yemeklerle besleyin Semirdiği, kuvvetlendiği zaman gelir keserim” der ve çıkar gider. Bunu duyan hasta bir an önce kesilmek için, verilen bütün yemekleri yer ve ilaçları içer. Yemeklerden sonra derin uykulara dalar.

Yemekleri yiyip ilaçları içtiği ve bol bol uyuyup dinlendiği için zayıflıktan kurtulur, sıhhatine kavuşur. Eski vaziyeti kendisine anlatılınca şaşırır adeta inanmaz. Çünkü önceki halini hiç hatırlamaz. Ama Ibn-i Sina’ya da bu ince ve üstün tedavisinden ötürü bol ihsanda bulunur ve şükranlarını dile getirir. İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir?

İBN-İ SİNANIN ESERLERİ NELERDİR?

Ibn-i Sina’nın en mühim eseri “Kanun fi’t-Tıb” ilk defa Roma’ da 1593 yılında basılmış ve sonradan Beyrut, İstanbul ve Bulak’ta tekrar kitap olmuştur. Kanun’ un Gherardo di Cremona tarafından yapılan Latince tercümesi, muhtelif senelerde (1473-1500) italya’nın muhtelif şehirlerinde basılmıştır. Ibn-i Sina’ nin bu en büyük eseri, Kanun’ u kendisinden sonra yeni tıbbın doğuşuna kadar, Türkçe, Arapça, Farsça ve Batı dillerinde yazılmış eserlere temel kaynak teşkil etmiştir. Kanun. Osmanlı Sultanı 3. Mustafa zamanında Tokat’ li Mustafa b. Ahmet. b Hasan adında bir hekim tarafından beş sene süren bir emek neticesinde tercüme edilmiştir. Ragıp Paşa Kütüphanesi’ nde bulunmaktadır.

İIk Osmanlı tabiplerinin (Kanun) u yalnız kaynakları arasına koymakla iktifa etmelerine rağmen, sonraları bundan geniş ölçülerde istifade edilmeye başlanmıştır. Osmanlı tabipleri içerisinde, devletin ilk ve orta devirlerinde. Ibn-i Si- na’ dan geniş ölçüde faydalanan tabipler arasında evvela Ahi Çelebi yi görmekteyiz. Adı Trakya’da bir kasabamıza verilmiş olan Ahi Çelebi’ nin “Risa- le-i Hassatülkilye ve’l Mesâne” adlı kitabında “Kanun” un tesirini açık olarak görmekteyiz. Kanun, takriben bir milyon kelimelik büyük bir tıp ansiklopedisidir.

Bütün kadim (eski) tıp ile Müslüman tıp ilmini tamamen ihtiva eder, içine alır. Diğer eserlerinden bazıları şunlardır:

1)Eş Şifa: Ansiklopedik bir eserdir. Bu eser. Meşşai felsefesinin sistematik eseridir. Burada mantık ve matematikten başlayıp bütün tabiat ilimlerinden metafiziğe kadar çıkılmaktadır.

2) En-Necât: Üç cilt olup. Şifa adlı eserin kısaltılmışıdır.

3) El-Işarat vet Tenbihat

4) Hikmet-i Aruzi

5) Hikmet-i Meşrikiyye

6) Esbâbu Hudůs-il-Huruf

7) Et- Tayr

8) Esrâr-us-Salât

9) Lisān-il-Arab

10) En-Nebât vel- Hayevan

11) El-Hey’e

12) Esbâbu Râd vel-Berk (Şimşek ve gök gürültüsünün sebe

13) Ed-Düstur-ut Tibbi

14) Aksâm-ül-Ulûm

15) El-Hutab.

Hz. Muhammed (SAV)’in sağlık ile ilgili Hadislerini öğrenmek için, TIKLAYINIZ

Hz. İsa’nın Tıbbi mucizeleri nelerdir? Öğrenmek için, TIKLAYINIZ

YORUMLAR (1)

  1. İbn-i Sina'nın psikiyatrik tedavi örnekleri nelerdir? | Habernett – Habernett diyorki:

    […] İbn-i Sina’nın eserleri nelerdir? Öğrenmek için, TIKLAYINIZ […]

error: Content is protected !!